SAHİH-İ MÜSLİM

     Konular Numaralar  

 

 

983 nolu Hadis’in İzahı:

 

Bu- hadisi Buhârî «Zekât» bahsinde az çok lâfız değişiklikleri ile tahrîc etmiştir.

 

«Sadaka»'dan murâd. Zekâtdır. Bu kelime farz olan zekât ile farz olmıyan tetavvû' mânâlarında kullanılır.

 

Kurtubi, cumhur-u ulemânın onu bu hadîsde farz olan zekât mânâsına aldıklarını söyler. Maamâfih ulemâdan bâzıları tetavvû' sadakası mânâsına geldiğini söylemişlerdir.

 

Bu hadîsi Abdürrazzâk da rivayet etmiştir. Onun rivayetinde: «Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) insanları sadaka vermeye teşvik etti...» denilmektedir.

 

İbni Kassâr: «Sadaka mânâsı bu kıssaya daha lâyıktır. Çünkü biz Ashâb-ı Kiram' dan hiç birini farz olan zekâtı vermediklerini zannetmeyiz.» demiştir.

 

Bu takdirde Hz. Hâlid'in vermemekte mâzûr olduğu kendiliğinden anlaşılır. Çünkü Hâlid (Radiyallahu anh) bütün malını hak yolunda vakfetmişti. Sevabına sadaka vermek için elinde bir şey kalmamıştı. îbni Cemil nafile sadaka verme hususunda cimrilik gösterdiği için Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kendisini takdir etmiş, Hz. Abbas için:

 

«Onun sadakası bir misli de beraberinde olmak üzere benim üzerimdedir.» yâni, o, kendisinden sadaka istenildiği zaman bundan imtina etmez; buyurmuştur.

 

İşte Mâliki' lerden İbni Kassâr hadisi bu suretle te'vil etmiştir. Fakat Kaadı İyâz bu mutâbâayı kabul etmemiş, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in Hz. Ömer'i sadaka toplamaya gönderdiğini bildiren sahîheyn hadîslerini zahiri mânâlarına hamlederek: «Sadaka toplamak için adam göndermek yalnız farz olan zekâtlara mahsûsdu» demiştir.

 

Nevevî dahi: «Sahih ve meşhur kavle göre bu mes'ele sadaka değil, zekât hakkındadır.» diyor ve şunları ilâve ediyor: Buna binâen gerek bizim ulemâmıza gerekse başkalarına göre Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in: Abbas'ın sarakası bir misli de beraberinde olmak şartıyla benim üzerimdedir; buyurması: Ben, ondan iki senelik zekatı peşin aldım; manasınadır. Zekâtın vakti gelmeden verilmesini caiz görmeyenler Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in bu sözünü (Abbâs'm zekâtını, onun nâmına ben veririm.) diye te'vîl etmişlerdir. Bir takımları: «Bu sözün mânâsı; O zaman Hz. Abbâs muhtaç vaziyette olduğu için Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Selletn) onun zekâtını vakti hâli iyileşinceye kadar te'hîr etmiştir.» mütâlâasında bulunmuşlardır. Fakat doğrusu Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in sözü: «Ben, Abbâs'ın sadakasını peşinen aldım mânâsına gelir. Nitekim Müslim'in rivayet ettiği başka bir hadîste:

 

«Biz Abbâs'dan iki senelik sadakasını peşîn aldık.» buyurulmuştur.» îbni Cemil ile arkadaşlarının sadaka vermediklerini söyliyen zât bizzat Hz. Ömer' dir. îbni Cemil'in ismi bâzılarına göre Abdullah, bir takımlarına göre Humeyddir. îbni Cüreyc rivayetinde îbni Cemîl yerine Ebû Cehm b. Huzeyfe zikredilmişse de, yanlıştır. Bütün ulemâ sadaka vermeyen bu zâtın îbni Cemil olduğunda müitefiktir. Zira îbni Cemil: Ensârdandır. Ebû Cehm ise Kureyş kabîlesine mensûbdur.

 

Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in:

 

«İbni Cemîl zekât vermekten İmtina etmez, şu kadar var ki o fakir idi. Allah kendisini zengin yaptı.» sözünden muradı: Nimetin karşılığı bu değildir, o zekâtını vermelidir.» demektir. Bu söz de beyân ulemâsının «Medhi, zemme benzeyen bir sözle; zemmi de medhe benzeyen bir sözle te'kîd.» dedikleri san'at vardır.

 

Medhi zemme benzeyen bir sözle te'kide misâl Şâir'in; «Onların hiç bir kusuru yoktur. Ancak kılıçlarında müfrezelerle çarpışmadan mütevellik çentikler vardır.» beytidir.

 

Hadîs-i şerif zemmi, medhe benzeyen bir sözle te'kide misâldir. Yâni îbni Cemil' in sadaka vermemesine Allah'ın kendisini zengin etmesinden başka bir sebep yoktur. Bu ise zekât vermemeyi îcâb edecek bir sebep değildir. Binâenaleyh küfrân-ı nîmet etmiyerek Allah'ın verdiği maldan sadaka vermesi îcâb eder.

 

îbni Mühelleb'in beyânına göre Îbni Cemîl münâfıkmış, zekât'ı bundan dolayı vermemiş. Bunun üzerine Teala Hazretleri

 

«Onlar zekât vermekten ancak Allah ve Resulü kendilerini fadl-ı İlâhî ile zengin kıldıkları için imtina ettiler. Ama tevbe ederlerse kendileri için hayırlı olur.» âyet-i kerimesini indirmiş. îbni Cemil de «Rabbim beni tevbeye davet etti.» diyerek tevbe ve islah-ı hâl etmiştir.

 

Hattâbî, Hz. Hâlid kıssasının bir kaç vecîhle te'vîî edildiğini söyler, şöyle ki:

 

1) Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Hz. Hâlid'in mâzûr olduğunu çünkü ibâdet niyeti ile bütün mallarını hak yolunda vakfettiğini bildirmiştir. Hak yolunda bütün malını vakfetmek farz değilken infâk eden bir zât, farz olan zekâtdan elbet de imtina etmez. Onun imtina etmesi elinde avucunda bir şey kalmadığı içindir.

 

2) Zekât me'mûru Hâlid (Radiyallahu anh)'dan zırhlarının kıymeti üzerinden zekât istemiştir. Çünkü onları ticâret malı zannetmiştir. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de bunların ticâret malı değil, vakf olduğunu binâenaleyh zekât lâzım gelmediğini haber vermiştir.

 

3) Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Hz. Hâlid'in hak yolunda vakfettiği mallarını zekât saymasını caiz görmüştür. Zira zekâtın sarfedileceği yerlerden biri (sebîlullah)'dır. Bundan murâd: Hak yolunda çarpışan mücâhîdlerdir. Mallarını peşinen onlara vakfetmesi, zamanı gelince zekât vermesi gibidir.

 

Edrâ: Dir'in cem'idir. Dir': Zırh, demektir.

 

A'tâd: Silâh ve hayvan gibi harb âletleri mânâsına gelir. Müfredi: atâd'dır. Ated diyenler de vardır.

 

Hadîs-i şerifte Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) amcası Hz. Abbâs b. Abdilmuttaîib'in kendi babasının aslından olduğunu haber vermiş: Bu meyânda onun hakkında «sini» tâbirini kullanmıştır.

 

Sınv: Bir kökten biten hurma ağaçları, mânâsına gelir. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bununla Hz. Abbâs ve kendi babası Abdullah'ın öz kardeş olduklarına işaret buyurmuştur. Hakem b. Uteybe'den rivayet olunan bir hadîste: «Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Ömerü'bnü'l-Hattâb zekât toplamaya gönderdi de, Abbâs kendisini Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e şikâyet etti. Bunun üzerine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)

 

«Ey Hattâb oğlu! Bilmez misin ki bir İnsanın amcası, babasının mislidir. Biz, onun zekâtını geçen sene peşin aldık.» buyurdu.» denilmektedir.

 

Hadîs-i şerifin Abbâs (Radiyallahu anh)'ın sadakası hususundaki cümlesi muhtelif şekillerde rivayet olunmuştur. Müslim'de; Buhâride başka bir rivayettedir. Buhâri’nin rivayetine göre mânâ: «Bu sadaka onun farz olan zekâtı borcudur. Ama onu bir misli ile beraber vakti gelmeden edâ etmiştir. Üçüncü rivayetin mânâsı da Buhari rivayeti gibidir. Çünkü ulemâdan bâzıları «Aleyhi» ile «lehû» kelimelerinin aynı mânâya geldiklerini söylemişlerdir. Maamâfih mezkûr rivayetin: Abbâs'ın sadakası onun nâmına benim üzerimdedir.» mânâsına gelmesi de muhtemeldir.

 

Müslim'in rivayetinden murâd: «Abbâs'ın sadakasını ben üzerime alıyorum, onun nâmına ben ödeyeceğim.» demektir.